Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) tasfiyesine karar verdiği yatırım fonlarında, katılma payı sahiplerinin geri alım (iade) taleplerinin zamanında karşılanamaması, uygulamada ciddi hukuki tartışmalara yol açmaktadır. Fonun elindeki nakit ve portföyün likiditesi, biriken iade taleplerini kısa sürede karşılamaya yetmediğinde, yatırımcılar açısından “param ne zaman ve hangi sıradan ödenecek” sorusu öne çıkmaktadır. Aşağıda tasfiyedeki yatırım fonlarında iade talimatı sorununun hukuki çerçevesi, iade talimatlarının tasfiye içindeki sırası ve yatırımcının başvurabileceği hukuki yollar ele alınmaktadır.
Fon Malvarlığının Ayrı Malvarlığı Niteliği ve Tasfiye Süreci
6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu (SPKn) ve Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği (III-52.1) uyarınca yatırım fonu malvarlığı, kurucusu olan portföy yönetim şirketinin kendi malvarlığından ve saklayıcı kuruluşun malvarlığından bağımsız, ayrı bir malvarlığı niteliğindedir. Fonun tasfiyesine karar verilmesi hâlinde, fon portföyündeki varlıklar nakde çevrilerek katılma payı sahiplerine payları oranında dağıtılır. Tasfiye işlemleri, fonun saklayıcısı olan banka nezdinde yürütülür.
Uygulamada tasfiye kararından önce verilmiş ancak henüz gerçekleştirilememiş iade (geri alım) talimatları özel bir tartışma konusu oluşturmaktadır: bu talimatlar, tasfiyeden bağımsız, önceden doğmuş bir “fon borcu” olarak mı değerlendirilecek, yoksa sıradan tasfiye alacaklıları gibi payları oranında mı karşılanacaktır?
Ödeme Önceliğinde İkili Ayrım: Öncelikli Fon Borçları ve Tasfiye Sırasını Bekleyen Talepler
Yakın dönemde SPK tarafından tasfiyesine karar verilen bazı yatırım fonlarında Kurul, tasfiyedeki yatırım fonlarında iade talimatı sırasını düzenleyen bültenlerinde yatırımcıları iki gruba ayırmıştır:
- Kesim saatinden önce verilip gerçekleşmeyen talimatlar: Belirlenen bir tarih ve saatten önce verilmiş, ancak fon tarafından zamanında yerine getirilememiş iade talimatları, tasfiyeden bağımsız bir “fon borcu” olarak nitelendirilmekte; bu tutarların, saklayıcı bankadaki varlık satış gelirlerinden öncelikli olarak ödenmesi öngörülmektedir.
- Kesim saatinden sonra verilen talimatlar: Bu tarihten sonra verilen iade talimatları ise sıradan tasfiye sürecine dahil edilmekte ve diğer katılma payı sahipleri gibi, fonun tasfiye edilen malvarlığından payları oranında (orantılı) dağıtıma tabi tutulmaktadır.
Bu ayrımın mantığı, tasfiye kararından önce doğmuş ve ifası gecikmiş bir talebi, tasfiyeyle birlikte ortaya çıkan ve tüm yatırımcılar arasında paylaştırılması gereken ortak zarardan ayrı tutmaya dayanmaktadır. Bununla birlikte, hangi tutarların hangi hesaplama esasına göre “fon borcu” sayılacağı, birden fazla talimatın çakışması hâlinde ödeme sırasının nasıl belirleneceği ve fondaki nakdin tüm birinci sıra taleplerini karşılamaya yetmemesi durumunda izlenecek yöntem gibi hususlar, kurul düzenlemelerinde her zaman aynı netlikte yer almamaktadır.
İade Talimatının Yerine Getirilmemesi Temerrüt Teşkil Eder mi?
İade talimatının süresinde yerine getirilememesi, kavramsal olarak borçlar hukukundaki temerrüt (TBK m. 117) kurumunu çağrıştırsa da, bu iki kavram birbirinden ayrılmalıdır. Fonun likidite yetersizliği nedeniyle iade talimatını zamanında karşılayamaması, tek başına portföy yönetim şirketinin kusurlu bir eylemi ya da sözleşmeye aykırılığı anlamına gelmez. Diğer bir deyişle, “ödeme yapılamadı” tespiti kendi başına, şirket aleyhine bir tazminat hakkı doğurmaz; likidite sorunu ile yönetim kusuru birbirinden bağımsız iki meseledir.
Likidite sorunu, fon malvarlığının iade taleplerini zamanında karşılayamamasından kaynaklanan ve tasfiye hükümlerine göre çözümlenmesi gereken bir durumdur. Yönetim ihlali ise portföy yönetim şirketinin, fonu yönetirken vekâlet ilişkisinden doğan özen ve sadakat borcuna aykırı davranıp davranmadığı sorusudur ve bu, ayrı bir tazminat davasının konusunu oluşturabilir.
Portföy Yönetim Şirketinin Özen ve Sadakat Borcu
Portföy yönetim şirketi ile yatırımcı arasındaki ilişki, hukuki nitelik itibarıyla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümlerine tabidir. TBK m. 506 uyarınca vekil, üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür; bu özenin belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmet üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.
Yargı kararlarında bu ölçüt, portföy yönetimi bakımından somutlaştırılmıştır. Uygulamada, portföy yöneticisinden “olağan bir özen değil, profesyonel ve uzman bir yöneticinin göstermesi gereken özenin” beklenmesi gerektiği vurgulanmakla birlikte, “sermaye piyasalarında hep kazan-kazan üzerine bir strateji kurulamayacağı” ve “portföyün kâr etmesi kadar zarar etmesinin de muhtemel olduğu” gerekçesiyle, salt zarar oluşmuş olmasının tazminat sorumluluğu için yeterli olmadığı kabul edilmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 23.03.2022 tarihli, E. 2020/2384, K. 2022/2316 sayılı kararında ise, gerekli portföy yönetimi sözleşmesi imzalanmadan işlem yapılması, mesleki dikkat ve özenin gösterilmemesi ile yeterli bilgilendirme ve şeffaflığın sağlanmaması kusur olarak değerlendirilmiş; buna karşılık yatırımcının da yatırım kararı öncesinde gerekli araştırmayı yapma yükümlülüğünü yerine getirmemiş olması hâlinde müterafik kusurun söz konusu olabileceği belirtilmiştir.
Buna göre, tasfiye sürecinde iade alamayan bir yatırımcının portföy yönetim şirketine karşı tazminat talebinde bulunabilmesi için, salt ödemenin gecikmiş olması yeterli olmayıp, şirketin özen ve sadakat borcuna aykırı somut bir eylem veya ihmalinin ortaya konması gerekmektedir.
Saklayıcı Kuruluşun (Banka) Sorumluluğu
Fon varlıklarının saklandığı ve tasfiye işlemlerinin yürütüldüğü banka da, üstlendiği saklama ve işlem yürütme hizmetleri bakımından vekâlet ilişkisinin tarafı sayılır. Yargı kararlarında bankaların, özel yasayla kurulan ve kendilerine imtiyaz tanınan kuruluşlar olmaları nedeniyle “ağırlaştırılmış özen yükümlülüğü” altında bulunduğu ve hafif kusurlarından dahi sorumlu tutulabileceği kabul edilmektedir. Bu çerçevede, saklayıcı bankanın tasfiye sürecindeki işlemleri usulüne uygun yürütüp yürütmediği, mutabakat kayıtlarını doğru tutup tutmadığı ve talimatları doğru sırayla işleme alıp almadığı da ayrı bir sorumluluk denetimine konu olabilir.
Yatırımcı Tazmin Merkezi Kapsamı Belirsizliği
6362 sayılı SPKn’nin Yatırımcı Tazmin Merkezi’ne (YTM) ilişkin hükümleri, esas itibarıyla yatırım kuruluşlarının m. 82-84 kapsamındaki edim yükümlülüklerini yerine getirememesi hâlini kapsamaktadır. Bir yatırım fonunun malvarlığından kaynaklanan zararın bu kapsama girip girmeyeceği, mevzuatın lafzı itibarıyla açık değildir ve SPK’nın konuya ilişkin güncel bir tazmin kararı bulunmadığı sürece bu belirsizlik sürecektir. Bu nedenle yatırımcıların, YTM yoluna başvurabilecekleri varsayımıyla hareket etmeden önce, Kurul’un bu konudaki nihai değerlendirmesini izlemeleri önem taşımaktadır.
Yatırımcının İzleyebileceği Hukuki Yollar
Tasfiyedeki yatırım fonlarında iade talimatı sorunuyla karşılaşan, tasfiye sürecinde iadesini alamayan bir yatırımcı bakımından, aşağıdaki hususlar öne çıkmaktadır:
- Kayıtların korunması: İade talimatının verildiği tarih, saat, kullanılan kanal (internet şubesi, çağrı merkezi vb.) ve talimatın durumuna ilişkin tüm kayıtların saklanması, talimatın “fon borcu” sırasına girip girmediğinin ispatı bakımından belirleyicidir.
- Mutabakat listelerinin denetlenmesi: Saklayıcı banka ve portföy yönetim şirketi tarafından yayımlanan mutabakat listeleri ile kendi kayıtlarının karşılaştırılması, olası bir uyuşmazlıkta ispat gücünü artırır.
- Portföy yönetim şirketine ve saklayıcıya karşı dava hakkı: Şirketin TBK m. 506 kapsamındaki özen ve sadakat borcuna aykırı davrandığının ortaya konabildiği hâllerde, vekillik sorumluluğuna dayalı bir tazminat davası açılabilir. Bu davada, zararın likidite sorunundan mı yoksa yönetim kusurundan mı kaynaklandığının ayrıştırılması gerekir.
- Satış kanalının bilgilendirme sorumluluğu: Fon paylarının satışını yapan banka veya aracı kurumun, yatırımcıyı fonun risk ve likidite yapısı konusunda yeterince bilgilendirip bilgilendirmediği de ayrı bir değerlendirme konusudur.
- İdareye karşı sorumluluk davalarının sınırları: SPK’nın denetim ve gözetim görevini ihmal ettiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, mahkemeler genellikle idarenin eylemi ile yatırımcı zararı arasında uygun illiyet bağının bulunmadığı ve yatırım zararlarının kamu kaynaklarından karşılanmasını gerektiren bir hükmün mevzuatta yer almadığı gerekçeleriyle davaları reddetmektedir. Bu nedenle idareye karşı açılacak bir tazminat davası, portföy yönetim şirketine karşı açılacak davaya kıyasla daha güç bir hukuki zemine sahiptir.
Sonuç
Tasfiyedeki yatırım fonlarında iade talimatlarının “fon borcu” ile “sıradan tasfiye alacağı” olarak ikiye ayrılması, tasfiyeden önce doğmuş taleplerin korunması bakımından anlaşılabilir bir yaklaşım olmakla birlikte, hesaplama esasları ve ödeme sırası konusunda uygulamada tam bir netlik bulunmamaktadır. Yatırımcı açısından belirleyici olan iki ayrı soru vardır: paranın “nerede durduğu”, yani fonun ayrı malvarlığı rejimi çerçevesinde tasfiyenin nasıl işleyeceği; ve zararın “kimden istenebileceği”, yani portföy yönetim şirketinin ve saklayıcının vekâlet ilişkisinden doğan özen ve sadakat borcuna aykırı davranıp davranmadığı. Bu iki sorunun ayrıştırılması, hem tasfiye sürecinin doğru anlaşılması hem de olası bir tazminat davasının doğru zeminde açılması bakımından belirleyicidir.
Bu makale genel bilgilendirme amaçlıdır ve somut olaya özgü hukuki durumlar için bir avukata danışılması tavsiye edilir.